Ben Bu Cihana Sığmazam – Fuzûlî
Ben bu cihana sığmazam, cevher-i lâ-mekân benem,
Kevn ü mekân harîcinde, bir mekânı nihân benem.
Cism ü cihândan el yudum, kevn ü mekândan üz çevirdim,
Kahr u sitemle yoğruldum, bir şarâb-ı revân benem.
Sığmazam âleme sığmaz, akl u hayâle gelmezem,
Hakk’a tecellîhânedür âyîne-i cihân benem.
Aşkıma hiçbir şey yetmez, hâlimi hiç kimse bilmez,
Sırlara mazhar olanım, bir mücevher-i kân benem.
Kimse benimle baş çıkmaz, sırlarıma erişmez,
Ben bu cihana sığmazam, aşk ile mest ü hân benem.
Türkçeye Çevirisi
Ben bu dünyaya sığmam, mekândan bağımsız bir özüm,
Zamanın ve mekânın dışında, gizli bir mekânım var.
Beden ve dünyayı terk ettim, varlık âlemine sırt çevirdim,
Acı ve çileyle yoğruldum, akan bir şarap gibiyim.
Ne dünyaya ne hayale sığarım, akıl beni kavrayamaz,
Ben, Tanrı’nın tecelli ettiği bir aynayım, dünya da benim yansımamdır.
Aşkıma hiçbir şey yetmez, hâlimi kimse bilemez,
Gizli sırlara erişmiş bir cevherim.
Kimse benimle yarışamaz, sırlarıma erişemez,
Ben bu dünyaya sığmam, aşk ile sarhoş olmuş bir divaneyim.
Fuzûlî Hakkında Kısa Bilgi
Fuzûlî (1483-1556), Azerbaycan sahasında yetişmiş en büyük divan şairlerinden biridir. Asıl adı Mehmed bin Süleyman’dır. Osmanlı, Safevi ve Akkoyunlu devletleri döneminde yaşamış; Azeri Türkçesi, Arapça ve Farsça dillerinde eserler vermiştir. Aşk, ilahi aşk, tasavvuf ve insanın iç dünyasına dair derin duygular içeren şiirleriyle tanınır. “Leylâ ve Mecnun” adlı mesnevisi en meşhur eserlerindendir. Şiirlerinde genellikle aşkın acısı, insanın varoluşsal sıkıntıları ve ilahi aşkın büyüklüğünü işler.
Şiirin Açıklaması
Bu şiirde Fuzûlî, ilahi aşkla dolu bir ruh hâlini anlatıyor.
• “Ben bu cihana sığmazam, cevher-i lâ-mekân benem,
Kevn ü mekân harîcinde, bir mekânı nihân benem.”
Şair, kendisini sıradan bir varlık olarak değil, maddi dünyaya sığmayan, mekânın ve zamanın ötesinde bir öz olarak görüyor. Bu tasavvufi bir yaklaşımdır; çünkü mutasavvıflara göre insanın ruhu, Allah’tan geldiği için dünyaya sığmaz ve asıl mekânı, Allah’ın huzurudur.
• “Cism ü cihândan el yudum, kevn ü mekândan üz çevirdim,
Kahr u sitemle yoğruldum, bir şarâb-ı revân benem.”
Şair, maddi varlığını terk ettiğini, dünyanın geçici şeylerine yüz çevirdiğini söylüyor. Yaşadığı sıkıntılar ve çileler, onu olgunlaştırmış, adeta bir şarap gibi demlenmiş bir hâle getirmiştir. Buradaki “şarap” ifadesi, tasavvufta mecazi bir anlam taşır ve ilahi aşkın coşkusunu temsil eder.
• “Sığmazam âleme sığmaz, akl u hayâle gelmezem,
Hakk’a tecellîhânedür âyîne-i cihân benem.”
Burada, kendisinin sadece bedensel bir varlık olmadığını, aklın ve hayalin bile kavrayamayacağı kadar büyük bir aşk ve ruh hâline sahip olduğunu söylüyor. Kendisini, Tanrı’nın ışığını yansıtan bir ayna olarak görüyor.
• “Aşkıma hiçbir şey yetmez, hâlimi hiç kimse bilmez,
Sırlara mazhar olanım, bir mücevher-i kân benem.”
Fuzûlî’nin aşkı öylesine büyük ki, maddi dünyadaki hiçbir şey ona yetmiyor. İlahi aşkın sırrına ermiş biri olarak, kendisini değerli bir cevher gibi görüyor.
• “Kimse benimle baş çıkmaz, sırlarıma erişmez,
Ben bu cihana sığmazam, aşk ile mest ü hân benem.”
Son beyitte, kimsenin onun aşk yolundaki hâlini anlayamayacağını ve sırlarına vakıf olamayacağını ifade ediyor. İlahi aşkla sarhoş olmuş ve kendini tamamen bu aşka adamış bir derviş gibidir.
Bu şiir, Fuzûlî’nin tasavvufi düşüncesini ve ilahi aşk karşısındaki kendini bulma sürecini anlatıyor. Şair, dünyaya ve onun maddi varlıklarına sığmadığını, ruhunun Allah’a ait olduğunu dile getiriyor. Onun için aşk, insanın en yüksek mertebeye ulaşmasını sağlayan bir araçtır ve bu aşk öylesine büyüktür ki akıl ve hayal dahi onu tam anlamıyla kavrayamaz.
Şiir, tasavvufun temel ilkelerinden biri olan “fenâ fillâh” yani “Allah’ta yok olma” fikrini işliyor. Şair, kendi benliğini tamamen aşk içinde eriterek, Allah’ın varlığında bir hiç olduğunu vurguluyor.
Hadi eyvallah…